Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçmişe dair anılarım bulanıktır benim... Delik deşik bir hayattan belli belirsiz anlar hatırlıyorum bazen! Geriye dönüp baktığımda 50 yıllık dev bir puzzle’ın içinde birbirinden bağımsız tek tek parçalar görüyorum o kadar! Bazen bir damda sırt üstü yatmış yıldızları seyrediyorum tek başıma... Orası neresi, ben niye oradayım, kaç yaşındayım hiçbir fikrim yok. Bir ağacın altında oturmuş dut yiyorum... En son ne zaman dut yedim bilmiyorum ama işte, binlerce eksik parçanın arasında, kahverengi gövdeli dut ağacının altında, üzerimde mavi bir kazak, hayatımın neresine yerleştireceğimi bilemediğim bir puzzle’a bakıyorum.

        Sahi annem nerede?

        Birkaç ay sonra 10 yıl olacak annemle ayrılalı... Hiç bitmeyen o lanet, buz gibi, Ocak gününün üzerinden 10 yıl ne çabuk geçmiş!

        Zihnimde oradan oraya uçuşan binlerce puzzle arasında, deli gibi, üzerinde annemin yüzü olan bir parçayı bulmak için çırpınıp duruyorum her Allah’ın günü! Ah bu benim un taneleri kadar hafif, oradan oraya savrulup duran anılarım... En ihtiyacım olan anlarda, koca dünyanın orta yerinde, beni bir başıma bırakıp giden, durup dururken, en alakasız bir kelimenin, bir şarkının, bir fotoğrafın, bir haberin peşine takılıp günlerce başımın üstünde dönüp duran puzzle parçalarım...

        Günlerdir çok alakasız bir haberin içinden çıkıp gelen üzerinde annem olan bir puzzle’la dolanıp duruyorum etrafta!

        Muhtemelen düşmüşüm, dizim kanamış... Annem beni bir tabureye oturtmuş, iki elimi tutmuş kanayan dizime üflüyor. Bir yandan ağlıyorum, bir yandan annemin nefesinin tüm acımı nasıl dindirdiğine şaşıyorum. Bir küçücük nefesiyle tüm acılarımı Kaf dağının ardına yollayan meleğim, annemle bu anımı 50 yıllık puzzle’ımda olması gerektiği yere yerleştirmeme neden olan haberin başlığı, 'Sıcak bir yemeği üflemek gerçekten onu soğutur mu?'

        Saçma! Hayatımın puzzle’ındaki birçok parça gibi...

        REKLAM

        YİYECEĞİMİZ 43.3 DERECEYSE AĞZIMIZ YANIYOR

        Washington Üniversitesi’ndeki bilim insanları yememiş içmemiş, çok sıcak bir içeceği ya da yemeği üfleyerek soğutabilir miyiz konusunu araştırmış.

        Bilim insanları önce bir yiyeceğin ya da içeceğin kaç derecede ağzımızı yakacağını bulmuş. Yiyeceğimizin sıcaklığı 43.3 dereceye ulaştığında büyük ihtimalle ağzımız yanıyormuş. Bilim insanları 71.1 dereceden sonra ise dili damağı yakmanın kaçınılmaz olduğunu söylüyorlar.

        Sıcak bir çayı ya da dumanı üstünde bir çorbayı ağzımıza götürmeden önce içgüdüsel olarak üflememiz bize atalarımızdan miras bir tecrübenin ürünü... Peki bu yöntem dilimizi damağımızı yanmadan korumaya yarıyor mu?

        Cevap: Evet!

        Yiyecek ve içeceklerin sıcaklığını içlerindeki tek tek moleküllerin hareketleri belirliyormuş. Bu moleküllerden bazıları daha sıcakken bazıları daha soğuk oluyormuş... Bu sıcak moleküller bir an önce gaz fazına geçmek için yemeklerin ya da içeceklerin üzerinde duman (buhar) olarak yukarıdaki soğuk havayla temasa geçiyormuş. Sıcak sıvıya üflediğinizde, sıvıyla temas ettirdiğiniz hava sıvının kendisinden daha soğuk olacağından bu ısı değişimi içeceğin daha hızlı soğumasına yardımcı oluyormuş. Şöyle ki içeceğinize üflediğinizde, hava ile temas halindeki moleküllerin sayısını artırıyorsunuz, böylece en sıcak moleküllerin buharlaşma hızını artırmış oluyorsunuz. Moleküller gaz fazına geçip sıcak içeceği ve yiyeceği bırakmak için daha büyük bir istek duyuyor. Bu şekilde, üfleyerek, sıcak moleküllerin kaçmasına izin verdiğinizde, ısıyı da yanlarına alarak gittikleri için yiyecek ya da içeceğiniz olmasından daha kısa sürede ‘serin’liyormuş!

        Böyle okuyunca çok acayip oysa ben sadece sıcak çorbama soğusun diye üflüyorum; keşke her şey bu kadar basit olsa...

        DİZİMDEKİ ACI VE ‘KAPI KONTROL TEORİSİ’

        Annem kanayan dizime üflüyor, ben ağlıyorum! Hayatımın bölük pörçük puzzle’ında üzerinde annemin yüzü olan bu parçayı nereye koyacağımı bilmiyorum... Annemin nefesi dizim üzerinde geziyor; acımı uçurup gidiyor. Ben şaşıyorum!

        Annemin hayatı boyunca Ronald Melzack ve Patrick Wall adını hiç duymadığına eminim. Ama işte üçü bir arada hayatımın puzzle’ına bir parça ekliyorlar sessizce...

        Kanadalı psikolog Melzack ve acı konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından olan sinirbilimci Wall’un geliştirdiği ‘Kapı Kontrol Teorisi’ annem kanayan dizime üflediğinde acımın nasıl uçup gittiğini açıklıyor... Ronald Melzack ve Patrick Wall’un 1965’te ortaya attıkları teoriye göre bir yeriniz ağrıdığında o bölgedeki sinirler bu ‘acı’ duygusunu beyine ulaştırmak için harekete geçiyor. Ancak siz ağrının (benim durumumda kanayan dizimin) olduğu bölgeyi ovalarsanız (ya da üflerseniz) sinirlere ağrıyla ilişkisi olmayan bir başka akım veriyorsunuz. Böylece beyne ağrıyı taşıyan sinirlerin önüne bir kapı koymuş oluyorsunuz... Ağrıyla ilgisi olmayan üfleme hissi o kapıyı tutuyor ve bir süreliğine de olsa ‘acınız’ uçup gidiyor.

        Ronald Melzack ve Patrick Wall’un teorilerini ortaya attıktan 50 yıl sonra bir grup Avrupalı araştırmacı omurilikten beyne ağrı ve kaşıntı sinyallerinin akışını kontrol eden, adeta bir kapıyı tutan, ‘bekçi’ hücrelere dair kanıtlar bulmuşlar.

        Üflemek acıyı gerçekten uçuruyormuş diye düşünüyorum "Eminim annem bunu Melzack ve Wall'dan önce bulmuştur!"

        TANIDIK BİR ACI CANIMI YAKIYOR GÜNLERDİR

        Geçmişe dair bulanık anılarım arasında gezinip, hayatımın puzzle’ına yerleştirmek için annemin yüzünü ararken geldiğim nokta bu işte. Üflemek sıcak yemeği soğutup, annemin nefesi kanayan dizimdeki ağrıyı uçurup gidiyormuş.

        Hiç beklenmedik bir anda çıkıp gelen hayatımın bu parçasını puzzle’ın bir köşesine koydum... Şimdi ona bakıyorum; muhtemelen düşmüşüm, dizim kanamış... Annem beni bir tabureye oturtmuş, iki elimi tutmuş kanayan dizime üflüyor. Bir yandan ağlıyorum, bir yandan annemin nefesinin tüm acımı nasıl dindirdiğine şaşıyorum...

        Elim dizime gitti... Beynimin tüm kapıları açıldı, tanıdık bir acıyla canım yandı! Annemin nefesini özlüyorum!

        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00
        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar