Birçok bilim insanı obeziteyle ilgili ortak bir paydada bir araya geliyor; “Aşırı yeme vücudun değil, bilinçaltının bir sorunudur.” Bir buz dağını düşünün, buzdağının kendisi bilinçtir, suyun altında kalan kısım ise bilinçaltı ya da bilinçdışıdır. Yemek psikoloji açısından bakıldığında çok rahatlatıcı ve tatmin edici bir eylemdir. Çocukların dünyasının göz önünde bulunduracak olursak; incinme ve duygusal acı yeme refleksini tetikler.

Çocukluk döneminde reddedilme, terk edilme, duyulmama, akranlarından farklı olma yeme ihtiyacını pekiştiren sorunları beraberinde getirir. Yaşadığı duygusal travma ve boşlukta çocuk, abur cubura yönelerek ve aşırı yemeye ihtiyaç duyarak tatmin olur ve bu şekilde yatıştırır kendisini. Bir nevi savunma mekanizması oluşturur.

Bazen biz yetişkinlerin de kendi kabuğumuza çekilme ihtiyacı duyduğumuz gibi çocuk, üzerine yiyecekten bir battaniye örtmek ve saklanmak ister.

Yeme ihtiyacı ilk başlarda çok büyük sorun gibi görünmeyebilir ama ilerleyen dönemlerde depolanan yüksek miktarda kalori hızla kilo alımına yol açar.

Sürekli tekrarlanan yeme eylemi vücutta yağın ve şekerin depolanmasına bu da obeziteye ve obeziteye bağlı sağlık sorunlarına neden olur.

Bilinçaltı; tüm davranışlarımızı ve ihtiyaçlarımızı, özellikle yeme alışkanlıklarımızı programlama yoluyla düzenlemekten sorumludur.

Kalori hesabı yaparak beslenen, kurtuluşu salatada bulan insanlar ve her gün bir moda furyası gibi çıkan çeşit çeşit diyet programları. Dünya obeziteyle savaşta son teknoloji silahlarla kuşanmasına rağmen neden diyetler işe yaramıyor ve yeme isteğini kontrol edemiyoruz?

1. Yeme ipuçları


Tat ve kokuların tetiklediği duygusal yanıltmaların yanı sıra yiyecek reklamları da ve marka logoları da yeme refleksimizi sürekli canlı tutuyor. Birçok uzman özellikle alışveriş alışkanlıklarımızı düzenlerken, alışverişe tok olarak çıkmanın yeme refleksini kontrol altına almada etkili bir yöntem olacağını vurguluyor. Acıktığımızda kortizol hormonu beyni uyarır, bu da yemek ipuçlarını daha fazla takip etmemize yol açar.

Beynimiz, aç olduğumuzda sağlıklı yiyeceklerden çok, şeker ve yağ oranı yüksek sağlıksız yiyeceklerin ipuçlarına daha fazla dikkat ediyor. Yapılan araştırmalarda katılımcılara yüksek kalorili yiyecekler gösterildiğinde tükürük salgıları gibi beklenen iştah tepkilerinin daha fazla ortaya çıktığı gözlendi.

2. Yasak yiyecek daha çekici


Yasaklar tatlıdır ama tehlikelidir. Yapılan diyetlerin birçoğu zevkli gıdaları (kızartmalar, gazlı içecekler, tatlılar) liste dışı bırakır. Araştırmalar, kaçınmamız istenen yiyeceklere karşı daha fazla arzu duyduğumuzu gösteriyor. Yapılan bir çalışmada, sık çikolata tüketen katılımcılardan bir hafta boyunca tatlı yememeleri istendi. Bu çalışmada katılımcılar çikolata ve diğer yüksek kalorili gıda maddelerinin görüntülerini daha çekici bulmaya başladılar. Yoksunluk onların, yüksek kalorili yiyecekleri daha fazla istemesine ve mahrum bırakılan katılımcıların daha fazla kalori tüketmesine sebep oldu.

Bu çalışma, diyet yapanlar zevkli yiyeceklerden kaçınmaya çalışsalar bile, yoksunluğa davranışsal ve bilişsel tepkinin istemeden daha fazla cazibe yaratabileceğini gösterdi.

3. ”Ne var ki?” etkisi

Katı diyet kuralları, açlığın fizyolojik sinyallerine dayanmayan bir yeme davranışı dayattığından aşırı yeme riskini artıracaktır.

Katı diyet kuralları ile ilgili bir başka sorun ise küçük bir kaçamağın tüm diyeti bozmak için yeterli olmasıdır. Araştırmacılar buna “ne var ki etkisi” diyorlar. Diyet başarısızlığının aşırı yemeye neden olduğu bilinen suçluluk veya stres gibi olumsuz duyguları tetiklemesi muhtemeldir.

Diyet yapanın katı kurallara uymasını zorunlu kılan veya sevdiği yiyecekleri tüketmesini yasaklayan diyetler, paradoksal olarak aşırı yeme riskini artırdığı için sorunlu kabul edilmektedir.

Sağlıklı beslenme alışkanlıklarını egzersizle desteklemek kilo vermeyi hızlandırır ama en önemlisi sorunu temelde yani bilinçaltında çözmektir. Bataklığı kurutmazsak sivrisinekler gitmeyecek. Terapi ancak bilinçaltını ikna ederek ve inançları değiştirerek gerçekleşir. Dış koşulları değiştirmek yerine iç inançlarımızı değiştirmeliyiz.