Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞBAKAN Erdoğan, cuma günü yaptığı konuşmada, uzun süredir "ortaya attığım" bir iddiaya çok benzer bir ifade kullandı: "Türkiye'nin kanını emen bir örgüt!"

        Evet, Türkiye'nin "kanını emen bir örgütlenme" var ve "bu yapı" iç-dış çıkar odaklarından oluşuyor...

        Peki Türkiye'nin kanını nasıl emiyorlar?

        Birlikte bakalım...

        Değerli dostlarım, 2001 krizi sonrası ortaya çıkan, "finansal olan ile makroekonomik olanın" ayrıştığı sistem içinde, en çok kimler kazandı, hiç araştırdınız mı?

        Bazı "sayısal" tespitler yapalım... Sıcak paranın 2002-2007 Kasım arasındaki kârı; her 1 dolara karşılık 5-55 dolar arasında... Türkiye aynı dönemde yabancı para cinsinden giren kaynağa, en fazla kazandıran ülke oldu... Borsada işlem gören şirket değerlerinin toplamı 20012007 arasında 1'e 4'ten fazla arttı... En fazla prim yapan İMKB-30 hisselerinde yabancı payı yüzde 92'lere kadar çıktı... 2002 sonrası 1 dolar bozan 300-500 bin TL arasında kur farkı ve yüzde 100'lere varan basit faiz kazandı... 2001 sonrası kurulan IMF destekli-Derviş modelinde dolar veya Euro bozup TL enstrümanlarında yatırım yapanlar, Türkiye'den inanılmaz getiriler elde ettiler... Dikkat edin lütfen, altını çiziyorum; bu yapı "2002-2007" arasında "eksiksiz" ve mükemmel olarak çalıştı!

        Peki "Türkiye'nin kanı" kurulan düzenle emilirken, 2002-2007 arasında yani dünya "zirveler" yaparken, Türk ekonomisi "reel anlamda" ne kazandı?

        Cevabı çok zor olmasa gerek: Hiçbir şey kazanmadı! Finansal dinamikler, makroekonomik dinamiklerden koptu. Sıcak para, piyasalarda sonuçları değiştirip hatta makro çarklarda "girdi" olarak üretilen döviz kuru gibi dinamikleri etkilerken, reel sektör diğer tarafa sesini duyuramadı. Cari açık arttı, dış ticaret açığı rekor seviyelere ulaştı. Bazı sektörler rekabet edemediği için tamamen yok olurken, Türkiye bir ilke imza attı: Ekonomisi her yıl rekor seviyede büyüyen bir ülkede işsizlik arttı... Dikkat edin lütfen, bütün bunlar "20022007" arasında yani Türkiye'nin "BÜYÜR-UÇAR" göründüğü dönemde oldu! Kanımız emildi ama biz "sevindik"!

        Bu noktada başka bir soru soralım: Ülke kazanmadı, peki büyüyen "finansal" pasta içinde payı yüzde 1'in altında olan Türk halkı, bu sıcak para dinamiğinden ne kazandı? Reel olarak hiçbir şey kazanmadı. Ekonomi büyüdü ama alım gücü veya hayat standartları değişmedi. Evdeki işsizler yine iş bulamadı. Rahatlama görülen tek alan; artan kredi imkânları ile sıcak paracıların kazandıklarının onlara "borç olarak" daha dalgasız bir ortamda dağıtılması oldu... Daha açık yazayım: 2002-2007 arasında Türk halkının da kanı emildi! 2004 yılında Türkiye 70 katrilyon faiz gideriyle Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı!

        Bu noktada en önemli soruyu soralım: Finansal olanın makroekonomik olandan koptuğu bu sistemi kim kurdu?

        Değerli dostlar, bu yapı "KADEME KADEME" hayata geçirildi. 1854 sonrası başlayan borçlanma "ilk nüve" olurken 1946 devalüasyonu, 1980 sonrası ve 1994, 2001 gibi "dönemeçlerde" her bir "taş" konuldu! "Kanı pompayla taşıyan" ve "emene göre mükemmel olan" yapı ise tam olarak 2001 sonrası Türkiye'nin yeniden borçlandırılarak IMF ile anlaşmasıyla o günün Ekonomi Bakanı Derviş tarafından kuruldu...

        Sonuç: Bir ülkenin "kanı" sadece "siyasal-sosyal" olarak emilmez. Ekonomik "transfer" mekanizmaları kurulamaz ise "esas emilme" daha başlamamış demektir. Türkiye'de 1946 sonrası "büyüyen emiş sistemi" 2001 sonrası "tam olarak" yerleşti ve 2007'de sökülüp atılma işlemi hayata geçti!

        Son söz: 2007 sonrasında "ayağa kalkan siyasi irade" IMF'yi "Türkiye'den kovarak" bu düzenin yıkılması için ilk adımı attı. Sonrasında "dünya krizde olmasına" rağmen faiz yüzde 10'un altına geriledi, Türkiye nefes almaya başladı! Şimdi 2001 yılında "şeker piyasamızdan sağlık sektörümüze" kadar sokulan bütün "hançerleri" tek tek çıkarmamız gerekli. Tuzak sadece "finansal" olarak kurulmadı, şeker yeme hakkımız elimizden alınırken başta "Telekom" olmak üzere "15 günde 15 yasa çıkarılarak" her alanda "transfer mekanizmaları" kuruldu! Şimdi Türkiye'yi "damarına bağlı kanüllerden" kurtarma zamanı! UYAN TÜRKİYE!

        Çok önemli not: Size çöken "finansal Ergenekon'un resmini" göstermek istiyorum... Aşağıdaki faiz grafiğine bakın "çöküşü" görün!

        Yazı Boyutu

        Diğer Yazılar