• Lobide dev bir Anish Kapoor heykeli, hemen arkasında tavandan yere uzanan bir Damien Hirst tablosu karşılıyor bizi. “Öğle aralarında buluşma noktamız burası” diyor Mary Findlay. “Artık buraya ‘Kapının önü’ değil, ‘Kapoor’un önü’ diyoruz.” 20 yıldır Alistair Hicks’in yönettiği koleksiyon artık Findlay’den soruluyor. Findlay’le Deutsche Bank’ın Londra’daki genel merkezinde, “Kapoor’un önü”nde buluştuk.

  • Güvenlik kontrolünü geçer geçmez eserlerin sayısı katlanarak artmaya başladı. Turner Ödüllü Keith Tyson’ın 12 parçalık dev eseri selamlıyor önce. Tüm duvarı kaplamış. Sağlı sollu Tony Cragg heykelleri... Ofis katlarına çıktıkça eserlerin ölçeği tevazu gösteriyor. 

  • Nihayet kâğıt üzeri çalışmalar ve fotoğraflardan oluşan gerçek koleksiyon beliriyor. Boş duvar yok. Koridorlar, kapılar, zemin ve hatta yer yer tavanda bile eser var. 100 konferans odasının her biri dünyanın dört bir yanından gelen sanatçıların ismini taşıyor. Francis Bacon Konferans Odası; David Hockney, Gerhard Richter, Sigmar Polke, Gavin Turk derken bir odaya geliyoruz ki adı ‘The Güreş Room’. İstanbullu sanatçı Nilbar Güreş’e adanmış bir konferans odası burası. 

  • Toplantı masasının arkasında dev bir fotoğraf; çiçekli şalvarı, ayağında çarıkları ve başörtüsüyle yaylasında Anadolu kadını... “Bu bizim Cemile’miz” diyor Findlay. “Nereden buldunuz?” diyorum şaşkınlıkla, “Neden Nilbar Güreş? Nasıl tanıştınız?”... Findlay ‘Cemile’ için “Başyapıt” diyor. “Henüz New York sanat dünyasının büyüsüne kapılmamış.” Birazdan daha çok şaşıracağımdan habersiz devam ediyor: “Her katın sanatçı isimleriyle adlandırıldığı Frankfurt merkezde 14. kat Osman Bozkurt, 27. kat Peter Doig, 17. kat Gavin Turk.”

  • Findlay, benim şaşırmama daha çok şaşırıyor. Türk sanatçıları koleksiyona katan İstanbul âşığı Alistair Hicks olsa da kendi döneminde Türk çağdaş sanatına ilgilerinin artarak devam edeceğini söylüyor, ama lafını da esirgemiyor: “Kıymetini bildiğinizden emin değilim.”